Şehirden İnsan Manzaraları #1
Apr 3, 2007
 
Her gün uğradığımız kafeye yine gitmişiz. Gezip tozmaktan yorulduğumuz pazar günümüzün son durağında içeceğimiz kahveyle yatışıp evin yolunu tutacağız. Etraftaki masaları seyre dalmış, düşünüyorum. Masalar, laptop’larında senaryo yazan stüdyo çalışanları, yönetmen dedikoduları yapan yapımcılar ve bizim gibi sıradan insanlarla dolu.
 
Beni düşüncelerimden sıyıran “O.”un sesi diyor ki, şu adam ünlü biri değil mi? Kafamı sağa doğru çevirip bakıyorum. Kasanın orada biri, parasını ödemiş, kahvesinin hazırlanmasını bekliyor. Ünlü mü? Ünlü mü?!
 
Karşımda duran adam, güneş gözlüklerinin ve çenesine düşen saçlarının arkasına saklanmış, insanlar tarafından fark edilmemeye çabalıyor. Gerçekten de kimse fark etmiyor, sadece biz. Oysa fark edilmeyecek gibi değil. Aura’sı saf karizmadan oluşmuş. Peki, yaşlanmış olması gerekmez miydi? Hayır, maşallah, taş gibi.
 
Heyecanıma gömülmüş, bariz bakışlarımla adamı rahatsız etmemeye çalışırken kahvesi geliyor. Kâğıt bardağı saniyeler içinde alıp uzaklaşacak diye düşünüyorum. Oysa, fark edilmeme çabasına rağmen, rahatlığını bozmuyor. Kollarını yukarı doğru sarsarak ceketini düzeltiyor. Yoksa bu hareketi o filmde de mi görmüştüm?
 
Bardağı kavrayıp arkasındaki tezgâhta şeker ekliyor. Ne yazık ki, kullandığı şeker miktarını görmem mümkün değil, ama az şekerli, belki de şekersiz, bir espresso karakterine daha uygun olurmuş gibi geliyor.
 
Sağlam adımlarla kapıya ilerleyip siyah kamyonetine bindikten sonra camını kapatana kadar görüş alanımda kalıyor. Günüm bu kadar mı mutlu sonlanabilirdi? Neyse ki “O.” gayet mantıklı bir insan, beni Andy Garcia’dan kıskanmakla uğraşmıyor.