Henüz öğlen olmadan prenses kendini evden dışarı attı. Prensi olduğunu düşündüğü kişiyle buluşması için yeterince zamanı vardı aslında, ama içindeki heyecan onu ister istemez acele etmeye sürüklüyordu. Ana caddeden geçen bir taşıta atlar atlamaz, gideceği yere varana kadar bir şey yapamayacağının bilinciyle sadece etrafı seyretmeye koyuldu. Yaşadığı semtte taşımacılık görevini uzun zamandan beri üstlenmiş olan "dolmuş"ların bir süre önce yasadışı yollarla yasaklanması sonucu, o da tüm diğerleri gibi minibüsleri kullanmak durumunda kaldı. Aslında yerel yönetimin sağladığı otobüslerden birini de seçebilirdi ulaşım için, ama o zaten otobüsleri genellikle kullanmazdı ki. Ezelden beri otobüslerdeki insanların birbiriyle iletişim kurmaktan mümkün olduğunca kaçındıklarını düşünürdü. Oysa ki minibüs ya da dolmuşlarda öyle miydi? Gerçi dolmuşların ortadan kaldırılmasıyla beraber minibüslerdeki kalabalık oranı iyice artmıştı, ama prensesin evi son durağa yakın olduğu için oturacak bir yer bulmakta genellikle güçlük çekmiyordu.
Evden çıkarken de bildiği gibi, prensesin saat 19'a kadar dönmüş olması gerekiyordu. Yapması gereken bir sürü işi vardı. Bir süredir bitirmeye çalıştığı örgüye devam etmek, birkaç mektup yazmak, kitap okumak ve günlük yazısını yazmak bu işlerin en önemlilerindendi. Üstelik sabah o uyanmadan önce sokakların ıslanmasına sebep olan yağmur gün içinde de devam edecek gibi görünüyordu. Tüm bunları kafasında tekrarlayarak buluşma yeri olarak belirledikleri bankanın önüne geldi prenses. Her ne kadar bir prenses olsa da masalda kusur yaratmamak için bankadan bir miktar para çekmesi gerektiğini hesapladı kahramanını beklerken. Çok geçmeden gelen kahramanıyla hemen el ele tutuştular. Boğazın serin sularını geçecekleri vapura doğru yürüyüp gözden kayboldular.
İlerleyen günlerde daha uzun bir öyküye dönüşmesi umuduyla...