Karanlık gecede, kafası yastığa gömülmüşken ilk yapması gereken “iyi geceler” demekti. Zamanlaması ve söyleniş şekli tahmin edilenden daha önemliydi. Bu “iyi geceler” lafının peşinden yeni bir konuşma açılmamalı, soru gelmemeliydi ki cevap vermesi de gerekmesin. Konuşma yasağı ciddiydi, dua tamamlanana kadar ağzından başka bir ses çıkmamalıydı. Aslında kelimeleri gerçekten telaffuz etmiyordu. Zaman içinde mükemmelleştirdiği, dönemine göre eklemeler yaptığı duayı, her gece aynı sırayla zihninden geçiriyordu. Duada bahsi geçen isteklerin net olması, yanlış anlama yaratacak şekilde dile getirilmemeleri, neredeyse hayatî bir meseleydi. Duanın içinde sadece “hayat boyu” demek yeterli olmazdı. İnsan, haliyle, hayat boyu tanımlamasının yeterince uzun bir zaman olduğunu varsayabilirdi. Oysa şu ölümlü dünyada hayatın hemen ertesi gün sona ermeyeceği ne malumdu? Dua “her şeyi bilen, her şeyi gören” bir kudrete hitaben olsa bile, bu gibi tanımlamaları netleştirmek en garantisi olurdu. Ne de olsa bazı duaların kabul edilmesi söz konusuydu. Hem hep “ne dilediğine dikkat et, gerçekleşebilir” denmez miydi? Bunun gibi önemli bir meseleyi de riske atmak olmazdı. “Hayat boyu” ile başlayan dileği dile getirmeden önce “uzun bir hayatım olsun” diye bir ek maddeyi de belirtmek gerekliydi. Arsızlık yapıp ne kadar uzun olduğu da eklenebilirdi, ama bu her şeyi bilen ve her şeyi gören gücün işine o kadar karışmak olmazdı. Her şeyi bilip gördüğüne göre makul bir süre tayin edeceğini ummak yeterliydi.
İlerleyen günlerde daha uzun bir öyküye dönüşmesi umuduyla...